neye nereye ait olduğumu bilmeden büyüdüm, istanbulluydum, üsküdarlıydım, memleket yoktu kısacası, sözü geçen ama öyle herkesin sahip olduğu bir köyüm de yoktu. her bireyi farklı bir yerden göçüp farklı bir yerdekiyle evlenen aileydik.
hem orta okulu hem liseyi okuduğum binanın iki arka sokağında bir ermeni lisesi vardı, ilk orada sorular kafamda dönmeye başladı çok az öğrencinin olduğu, bizim kullanmamız için tiyatro salonunu bize açan bir okuldu, hatta bir oyunu onlara da oynamıştık, okulun adı da surp haç lisesiydi, şimdi tekrar aradım da buldum.
hiç unutmam çalıştığımız salonda asılı fotoğraflar vardı, sessiz loş bir ortamdı, o fotoğraflardan birinden ürkmüştüm. bunların üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hatırlamıyorum, ama lisemin mahallesi babaannemin de doğup büyüdüğü yerdi küçükken ermenice konuşabildiğini, tahminimce 6-7 eylül sırasında komşularını evlerine aldıklarını anlatıyordu.
lise yıllarından sonra rumlara sempatim gitgide arttı, 2007’de atina yakınlarındaki elefsinaya gittiğimizde, bir büfedeki amca birden “ben yunan türküyüm, istanbulu özledim” demeye başladı, gözleri dolmuştu. bu hikayelerin sonunda erasmus programında da selanik’te buldum kendimi.
En azından kürtçe de merhaba, nasılsın? demeyi öğrenmek, iki kelime yunanca öğrenmek, o büyük çözünürlük içinde, tek bir parça olup her seferinde yeni bir şeyler öğrenmek iyi geldi bana.
Yıllar geçtikte, öğrendikçe benim sebeplendiremeden sempati duyduğumuz insanlara yaptıklarımızı, bu gizli utanç geri kalanı ufaltmıştı benim için.
şimdi en azından kendim gibi insanların olduğunu bilmek iyi hissettiriyor, geri kalanı nasıl olsa anlamayacak ama biz onlara rağmen hepimiziz, biziz, birlikteyiz.
January 21, 2012, 8:47pm